Ana sayfa Genel Ölüm Korkusu – Yok Olmak mı Yaşanmamışlıklar mı?

Ölüm Korkusu – Yok Olmak mı Yaşanmamışlıklar mı?

298
https://pixabay.com/tr/photos/%C3%A7aresiz-%C3%BCzg%C3%BCn-bunal%C4%B1ml%C4%B1-metre-2293377/

Herkes ölüm korkusunu çok farklı şekilde hisseder. Kimimiz ölümden çok korkarız, kimimiz bu korkuyu tamamen bastırır ve ölüm hiç başımıza gelmeyecekmiş gibi davranırız, kimimizin korkusu ölümden sonra başına neler geleceği ile ilgilidir. Kimimiz ise ölümü ve ona dair her şeyi haksızlık olarak görürüz. Bilinçli olarak düşünmesek de ölüm fikri, hayatta olduğumuz her anın arka planındadır.

Ölümle ilgili korktuğumuz şey tam olarak nedir?

Bu konuda yapılmış araştırmalar ölümle ilgili yaşanan en yaygın korkuları aşağıdaki gibi sıralamışlardır:

  1. Ölümüm akrabalarıma acı verir.
  2. Bütün plan ve projelerim sona erer.
  3. Ölüm süreci acı verebilir.
  4. Artık hiçbir deneyimim olmaz.
  5. Artık bana bağımlı olanlara bakamam.
  6. Ölümden sonra hayat varsa başıma geleceklerden korkuyorum.
  7. Ölümden sonra bedenime ne olacağından korkuyorum.

Ölümle ilgili felsefi fikirler gözden geçirildiğinde ise üç tür ölüm korkusu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunlar;

1. Ölümden sonra meydana gelen şeyler

2. Ölme olayı

3. Olmanın sona ermesi

İlk ikisi ölümle ilgili olan korkulardır. Ancak üçüncü, yani yok olma, merkezi bir ölüm korkusunu deneyimlemektir. Ölüm en temelinde bir belirsizlik ve tekinsizlik içerir. Yani kurduğumuz, adım adım inşa ettiğimiz benliğimizin tamamen yok oluşunu anlatır.

Bu konuda filozofların ne dediğine bakacak olursak, Kierkegaard’la işe başlamak yararlı olacaktır. Kierkegaard, korku ve anksiyete arasında bariz bir ayrım yapan ilk kişidir. Ona göre ölümden korkmak, hesap verememekten korkmaktır. Her an ölebileceğimize göre, her an ‘hesap verebilir’ şekilde yaşamak, bu konudaki korkuyu en aza indirgemeyi sağlar. Burada verilecek hesap, Kierkegaard’a göre, Tanrı’ya verilecek hesaptır. Ancak başka bir açıdan bakıldığında, hesabı kendimize de vermemiz gerekir. Yani yaşadığımız her anı, yaptığımız her şeyi her an ölebilecekmiş bilinciyle yaptığımızda, hayatlarımızı, yaşarken işe yarar hale getirmiş oluruz.

Nietzsche ise ölüm üzerine düşünmenin gereksiz olduğu kanısındadır. Ona göre ölüm hepimizin paylaştığı varış noktasıdır, ancak canlıyken bize düşen, hayatın karmaşası, kaosu, çok sesliliği ve sorunları ile birlikte kendi neşemizi bulmaktır.

Öte yandan Heidegger’e göre ölümün kendisinin ne olduğunu bilmesek de sürekli ona dönük olarak yaşarız. Bu gerçeğe sahip çıkabildiğimiz oranda kendimizi keşfedebilir ve hayatı dolu dolu yaşayabiliriz. Yani aslında hayatımıza anlam katan şey, ölüm fikridir. Ölüm, hayatımıza sahip çıkmamız için bir hatırlatma gibidir.

Bütün bu filozofların da dile getirdiği gibi herkesin ölüme bakış açısı da onu kabullenişi de ondan kaçışı da kendine özgüdür. Ancak ölüme nasıl bakacağınız, hayatınızı nasıl yaşadığınızı temelden etkileyen bir faktör. “Ölüme doğru oluşumuz” gerçeği ile nasıl ilişkilendiğimiz hayatımıza pek çok iç görü katar. Bu nedenle siz de ölümden kaçmak, onu yok saymak yerine ölümü kabullenin ve hayatınızı bu doğrultuda nasıl değiştirebileceğinize odaklanın.

 

 

 

Kaynaklar

İçöz, F J. (2020). Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Varoluşçu Psikoterapiden ve Felsefeden Öğrenebileceklerimiz, Doğan Egmont Yayıncılık

Yalom, I. D. (2018). Varoluşçu Psikoterapi, Pegasus Yayınları

Bir önceki yazımız olan Neden Evleniriz? başlıklı makalemizde çiftler, çiftler için öneriler ve evlilik hakkında bilgiler verilmektedir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here