Bu içerik, Klinik Psikolog Pelin Bingöl tarafından hazırlanmıştır.
Yaygın anksiyete bozukluğu, süregiden korku ve anksiyeteyle karakterize bir bozukluktur. Tanı için belirtilerin en az 6 ay görülmesi ve klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal ve mesleki alanda işlev bozukluğuna sebep olması gerekmektedir.
Kronik bir rahatsızlıktır. Anksiyete belirtileri daha yayılmıştır. Başka bir ifadeyle toplumda evhamlı
dediğimiz kişilerdir. Özellikle günlük yaşam olayları hakkında, kendinin ve başkalarının sağlığı
hakkında endişeli olma halidir. Örneğin telefon çalar kişi ve panik olur. O an ‘’kötü bir haber mi gelecek, birine bir şey mi oldu?’’ gibi düşünceler zihninde belirir. Bu gibi benzer olaylarda kişi kaygılı bir beklenti içerisindedir, sanki her an bir şey olacakmış gibi. Kişi bu kuruntularını kontrol altına almakta ciddi sıkıntı yaşar.
Kaygı, korku, üzüntü, tedirginlik, endişe gibi psikolojik belirtilerinin yanı sıra pek çok bedensel belirti de duruma eşlik eder. Sürekli diken üstünde olma hissi, yorgunluk, dikkati verememe, kolay kızma, kas gerginliği, ellerde hep terleme, yüzde hep kızarıklık ve uykuya dalmada güçlük bahsi geçen bedensel belirtilerden birkaçıdır. Bilişsel olarak bir bozukluk olmamasına rağmen genelde dikkatsizlik ve unutkanlıkta çok karşılaşılmaktadır. Eşyaları unutma, yapacağı işi unutma gibi.
Zihnin sürekli ‘’kötü şeyler olacak’’ düşünceleri ile dolu olduğu için aklında tutması gerekenleri tutamamaktadır. Bu kadar düşünen insanın beyninin dinlenme sürecine geçememesi ve bu sebeple
uykusuzluk problemi yaşaması da şaşırtıcı gelmemektedir.
Danışan sürekli kötü bir şey olacak hissinde olduğu için bu durumlar hastada çökkün duygu durumlarına yol açabilmektedir. Böylece yaygın anksiyete bozukluğu depresyon ile bu noktada çokça karıştırılabilmektedir. Birlikte sıkça görülen iki tanı olmasına rağmen ikisinin ayrımını yapmak oldukça önemlidir. Önemli anahtar kelimelerden biri günlük yaşam olaylarıdır. Kısaca bankaya gitme, para çekme, arabayı tamire verme, bir arkadaşına telefon açma gibi günlük yaşamsal durumlar kişi için hep bir kaygı meselesidir.
Yaşanılan endişenin yoğunluğu olay ile süre ve şiddet bakımından orantısızdır. Yani endişelenecek durum gerçekten o olay için endişelenmenin gerektirdiğinden fazla ve daha uzun sürelidir.
Somatik belirtilerin çok önde gelmesine bağlı olarak uzun müddet çeşitli doktorlara danışan, bir sürü tetikler yaptırmasına bağlı olarak hastane ortamında çalışanlar tarafından artık tanınan ve
somatoform bozukluk gibi yanlış tanılan alabilen bir hasta grubudur.
Psikolojik desteğe başvurduklarında genellikle ‘’BEN HEP BÖYLEYDİM’’ demektedirler. Şu an ki dönemdeki belirtilerin aynısı olmasa da 6,7 yaşlarından itibaren yine böyle bir huzursuz, kaygılı bir insan olduklarını tarif ederler. Mesela arkadaşlarınız ağaca çıkarken siz ‘’yok ağaca çıkar düşerim annem bana kiraz istediğimde satın alır’’ diyorsanız işte bu çok tipik bir kaygı örneği olabilir. Ya da sulara arkadaşlarınız basarken siz ‘’ üstüm kirlenir sonra ben pis bir çocuk olurum, ya o suların içinde mikrop varsa’’ diyorsanız siz ömür boyu böyleydiniz diyebilme ihtimalimiz yüksektir.
Yaygınlık
%4-%6 arasındadır. Yüzde düşük gibi görünüyor ancak yaşayan insanların bunu çok uzun süre
yaşadığını düşündüğümüzde aslında toplum içinde çok fazla insanı çok yaygın bir biçimde
etkilediğini ve etkilenen insanlarında hayatlarının çok tatsız olduğunu görebilmekteyiz.
Çocukluk çağından başlaması hatta ailede de var olması farkındalığı çok zorlaştırmaktadır. ‘’ Bütün
olasılıkları gözden geçiriyorum bunda ters olan ne ki?’’ gibi cümleler duymak mümkündür.
Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Toplumda ‘’ay içim sıkılıyor’’ diyen bir erkek pek görmüyor olmamız muhtemel. Ancak her ne kadar toplumsal cinsiyetteki erkek profiline uymasa da daha karamsar düşünen, daha kötü şeyler olacak düşüncesi ile gezinen erkek profilleri de vardır.
Başlangıcı genellikle çocuk ve ergenlik dönemindedir. İlk bulgular 25’li yaşlarda görülmese de kişinin psikolojik anlamda destek alması 40’lı yaşları bulabilmektedir.
Sık gözüktüğü hastalıklar ; depresyon , alkolizm ( anksiyeteyi geçici olarak bastırmakta ancak daha sonra daha şiddetli olarak çıkmasına neden olmaktadır ) Genel olarak seyri dalgalıdır. Kısaca hep artıyor azalıyor ama aslında tabanda hep bir anksiyete var.
Oluş Nedenleri
Nörokimyasal anormallikler, işlevsel beyin anormallikleri, genetik yatkınlık gibi pek çok etkenin
önemli olduğu bilinmektedir. Ancak etkenler arasında daha çok bilişsel yaklaşımlara önem
verilmektedir. Kısaca evde kaygılı birinin varlığı etkilidir. Kaygılı kişi hiçbir zamana ‘’gel sana
kaygı öğreteyim’’ demiyor elbette ama davranış olarak çocukta kaygılı davranmayı öğreniyor. Başa
çıkma yöntemi olarakta kaygılı davranıyor. Kaygılı bağlanma sitilinde olan anne babalarının
çocuklarının benzer şekillerde hayata karşı duruşlarında bunları görebilmekteyiz.
Bir önceki yazımız olan Travmatik Yas başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.








